Sosyal açıldı! Bir göz at → Hemen gir →

hukuki işlem

Hukuki şekilcilik ya da hukuki formalizm, hakimlerin yargılama sürecinde nasıl karar vermesi gerektiğini açıklayan teorilerden biri. Hukuki gerçekçilikten farklı olarak, hukuki şekilcilik, hukuki işlemlerin yasalarca öngörülen şekil kurallarına uygun olarak yapılması, hakların yasalarda belirlenen zaman aralıklarında kullanılması ve sonuçlarının kategorik ilkelerle belirlendiği sistemdir. Yapılmak istenen işlemin birtakım şekil şartlarına bağlı olarak yapılabilmesini, böylece işlemin yapılmasını güçleştirmeyi amaçlar. Böylece bu işlemi yapmak isteyenler, öncesinde bu işlemi yapmak isteyip istemediklerini değerlendirerek daha isabetli kararlar alabilecektir.
Teori eski Harvard Hukuk Fakültesi dekanlarından olan Christopher Colombus Langdell'in çalışmalarıyla ortaya çıkmıştır. İngiltere'de ve daha sonra da Amerika Birleşik Devletleri'nde anayasaya ilişkin düşünceler üzerinde etkisi olan 18. yüzyıl İngiliz hukukçusu William Blackstone'un, hukukun Tanrı'nın iradesinin bir yansıması olduğu ve tamamlanmış olduğu, bu nedenle gelişime açık olmadığı fikirleri üzerinden gelişen bu düşünceye göre, hukuk bir bilimdir ve bu bilimi öğrenmek için temel kaynaklara inilmelidir. Bu kaynaklar, doktrinde incelenen mahkeme kararlarıdır. Bu kararlar sistematik bir şekilde derlenerek kitaplar yazılmalı, böylece bu kararlardan hukuki ilkeler çıkarılmalıdır. Bu sayede hukukçular hukukçu gibi düşünebilecektir. Langdell, bir hukukçunun kütüphane gibi yerlerde teorik bilgiyle yetişmesi gerektiğini savunmaktadır. Ona göre, bir avukatın mesleğinde uzmanlaşabilmesi iyi bir eğitim almasına bağlıdır. Blackstone da, hukuk eğitiminin sistemli bir öğretim süreciyle verilmesi gerektiğini düşünmektedir.
Hukuki şekilciliğe göre, hukuki işlemler irade ve beyandan oluşur. Bir fiilin hukuki işlem niteliğini kazanabilmesi için bu fiilin hukuki bir forma girmesi ve hukuk kurallarına uygun olması gerekir. Bu hukuk kurallarının toplumsal düzeni sağlayabilmesi için belirli bir biçimde olması gerekmektedir. Bunun için de bu kuralların kesin ve açık kavramlara dayanması, hâkime geniş bir takdir alanı bırakmaması, şüpheye mahal vermemesi, anlamının hile ile değişmeyecek nitelikte olması ve her türlü olay için bir çözüm içermesi gerekmektedir. Hukuk yalnızca bu kurallardan oluştuğu için, hâkimler de bu kuralların sözcüsüdür, bu nedenle hâkimler bu kuralların dışına çıkarak hukuk yaratamaz. Hâkimler bu kuralların yalnızca sözcüsü, yani uygulayıcısıdır.
Bu teoriyi eleştirenlere göre, şekilci teori hâkimin yorum ve takdir yetkisini ortadan kaldırarak onların yalnızca bir uygulayıcıya dönüştürmektedir. Ayrıca bu teorinin savunduğunun aksine, hukukun kesin ve belirlenebilir olmadığı ileri sürülmektedir. Şekilcilik, ekonomik ve ticari hayatı yavaşlatmakta ve gelişimini engellemektedir. Yapılmak istenen işlemin yapılmasının şekil şartları nedeniyle zorlaştırılması, tarafların o işlemden vazgeçmesine neden olabilmektedir. Ayrıca şekilcilerin savunmalarının aksine, işlemin ispatı zorlaştığından hukuken tanınmış hakka ulaşılmasının güçleşebileceği iddia edilmektedir.
Şekilciliğe tepki olarak ortaya çıkarılan gerçekçi teoriyle kıyaslandığında, şekilcilik işlemin yapıldığı şekli öne çıkarırken gerçekçilik ise karar vericilerin karar ve faaliyetlerine bakılması gerektiğini savunmaktadır. Şekilcilere göre hukuk sadece kurallardan oluşurken, gerçekçiler ise karar verme aşamasında farklı kaynaklara da başvurulduğunu, bu nedenle farklı bilgi alanlarına da hâkim olunması gerektiğini savunmaktadır. Gerçekçilere göre hukuk belirsiz iken, şekilciler ise hukukun kesin olduğunu kabul eder. Bu nedenle gerçekçilerin hukukun belirsiz olduğuna ilişkin görüşleri şekilciler tarafından eleştirilmiştir. Şekilcilere göre, hukuk düzeni mantıksal bir yöntem olarak kesin ve öngörülebilir bir niteliğe sahip olmalıdır. Şekilciliğin ilişkili olduğu bir diğer teori olan hukuki pozitivizm, hâkimlerin davalarda yalnızca kurallarla bağlı kalması gerektiğini savunur. Bu yönüyle, şekilcilik ile hukukun belirli kurallar üzerinde bir silsile şeklinde temellendirilmesi hususunda uzlaşırlar. Her iki yaklaşım da mantığa dayalı bir bakış açısına sahiptir. Kökeni olmayan bir hak veya yükümlülüğü her iki yaklaşım da kabul etmemektedir

Anasayfa Kayıt ol Giriş yap
Üst Alt